Bir kelime bazen o kadar çok şey anlatır ki. Onca şeyi dökemeyiz bile kağıda. Ama biliriz maksadı. Her defasında aldığımızda kalemi elimize yazamasak da anlarız.
Şimdi bir kelime var ki manâsı az ama çok. Lügatte tek satırı geçmezken, lügatin ta kendisidir aslında o.
O, her elimize aldığımızda bitirmeye çalıştığımız, bazen de sonunu okumak istemediğimiz belki..
O, içimize her defasında güneş gibi doğan, ay gibi aydınlatan bizi..
O, en yakın dosta "bu senin" diyerek ona tüm duygularımızı emanet etmekten geri durmadığımız..
O, arasına bir ayraç sıkıştırarak her gün, belki her saat, her dakika yolunu izlediğimiz bir güzergâh..
O, kapağında kendimizi bulup içinde kaybolduğumuz..
O, açmak istediğimiz bir define..
O, bir harfine kırk yıl köle olmayı arzuladığımız bir öğreten, öğretmen.
O ki her sayfasında çocukluğumuzun en güzel oyunlarını oynayıp, kurguladığımız oyun bahçemiz.
O, bize "ben senin duygularınım" diyen.
O, o kadar fazla ki hiç yokluğunu hissetmediğimiz çevremizde.
Ama korktuğumuz aynı zamanda yanlış bir 'o" tanımamızda kaybettiklerimizin daha çok olmasından dolayı.
O, her yerde çok kolay ulaşabileceğimiz fakat ulaştığımız şeyin kifayetinin manasını tam çözemediklerimizden biri belki de.
O, alıp bir solukta okuduğumuz belki bir daha yüzüne dahi bakmadan unuttuğumuz.
O, içinde yazılanları değil içimizde yazılanları okuduğumuz.
O, oku/yor olmaktan çekindiğimiz.
Çünkü okumak bir eylem yormak, yorumlamak bir eylem. O, bizim bu iki eylemi birleştirmeye uğraştığımız, belki de gerçekleştirdiğimiz, bazılarımızın.
O, ismine "kitap" demekten geri durmadığımız..
O, yazılanların ve yazmasını istediklerimizin harmanlandığı bir yazı bütünü.
O, her harfinin bir cümle olduğunu gördüğümüz.
O, o deyip ötekileştirirken biz deyip bağrımıza bastığımız.
O, manasında kimimizin kimliğini aradığımız.. Bulduğumuz belki.. Kaybetmemek üzere sakladığımız.
Evet, o, kitap işte.
Okuduğumuz her defasında, ama hangisinin yararının dokunduğunu hesaba katmadan bitirdiğimiz.
Kitaplar, çoktur bunlardan. Mühim olan ise çok'un içinden bizim "ok'u" bulabilmemiz. İlk emre riayeten, yaydan çıkan okun geri dönmeyeceğini hesaba katıp da önce.
Sonrası belki daha uzun ve daha zor olanı belki.
Raflar, ahh raflar. Sıra sıra dizilmiş rengarenk bilgi hazineleri.. sonrası, sayfa aralarının örümcek ağlarını temizlemek ayda bir kaç kez belki.
Raflar.. sıra sıra bilgi hazineleri.
Bir kez okumak yetseydi Efendimiz hıfzını tamamladığı Kainat Kitabı'nı Cebrail'den her defasında tekrardan dinler miydi?
Kainat efendisi, hele ki ezbere bilip yaşarken hayatı..
Bir kere okuyup kenara bıraktığımız kitaplar, severiz biz yan yana durmayı.. en çok da kitapların durmasını işte. Ama nedendir ki, rafta duracak her kitap aslında bir başka kalbe gitmeye hazırlanıyordur daha sen okurken onu..
Neden mahkum edersin O'nu, sevdiğin kitabını örümcek ağlarına, küf kokularına?
Bir başkasının senin kitaplarının arasında nefes almasına izin ver!
Belki alacağın son nefes sana verilen bir kitapta gizlidir..
Ceylan Gümüş
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder