Ben, yağmurun gözyaşını kovaladığı çocuğum.
Her damlasında gözyaşıyla birlikte, yüzünün de toprağa düştüğü çocuk.
Ben, uçurtması havalanmadan ipi kopan, kopan ipe düğüm atmaya çalışan çocuğum.
Atılan her düğümde geçmişini gelecekle bağlayanım ben.
Ben kuyuya atılan Yusuf, balığın karnında kalan Yunus'um.
Anne nedir bilmeyenim ben, martılara kardeş diyen bir de..
Simitini paylaşana tebessüm taneleri gönderenim ben.
Pamuk şekerli gülüşlerin, kağıt helvalı kahkahalara dönüştüğü güzel aile tablolarına şahit olanım ben.
Elim çamur diye, elimi tutmayanı tutmaya çalışanım ben.
Ben, bir bardak kahveye değil, bir damla suya kırk yıl hatır sayanlardanım.
Ben, hayattan istemeyerek müstâfi edilenim.
"Güzel günler gelecektir" cümlesindeki güzele kanat çırpmaya çalışan kanadı kırık güvercinim ben.
Ben, hayattan daha doğrusu hayat denilen ama ne olduğunu bilmediğim bu alemden sürgün edilenim.
Çok görmüyorum hiçbir şeyi. Işıkları koparılmış bir ülkeye yakamoz dikmek isteyen simitten hayallerim vardı benim, martıdan insanları tanımadan önce. Ama çabuk büyüdüm ben.
Yaşıtlarım parklarda uçurtma uçururken elim çoktan iş tutup eve ekmek götürüyordu benim.
Ne zaman bir oyuncak görsem gözlerimiz içi güler ve koşarak ayrılırdım ben.
Tebessümlerim yerini gözsularıma bırakmasın diye.
İşte ben, o çocuk!
Belki Filistin'in, Suriye'nin, Gazze'nin belki Türkiye'nin çocuğu.
Ben, hep göz önünde olan ama hiç görülmeyen o çocuk.
İşte ben, yağmurun gözyaşını kovaladığı çocuğum.
İyi tanır beni yağmur, iyi tanır gözyaşımı taşıyan bulutlar. İyi tanır hayallerimi gökyüzüne taşıyan uçurtmalar..
Bir pamuk şeker pembesi kadar tozlu olan hayatım var çünkü.
Ben, o görünmez çocuk.
Herkesin bildiği fakat elleri kirli diye tutulmayan o çocuk.
Evet ben çocuğum!
Ceylan Gümüş
25 Ekim 2014 Cumartesi
7 Ekim 2014 Salı
Masum Boyacı
Sabahları yerini erkenden alır ,geçer bir köşeye masum boyacı..Sokakların " dilini " en çok onlar bilir..Ayak sesleri onlara doğru yaklaşıyorsa "umutla" bakar gözleri o masum boyacıların..Evet onlar için sizler bir "ümit durağısınız", iliklerine kadar "soğuk " işlemiştir lakin direnirler işte..Ne güneşin "yakıcılığı" ne de soğuğun oluşuna aldırış etmezler.Bir yudum çay alırlar ve koyulurlar işlerine..Zor değil mi bilmiyorum baktığında her şey zor gibi geliyor fakat bir çocuk görmüştüm dolmuşa bindik okula doğru yol alıyorum dolmuşa bir çocuk bindi gözleri simsiyah zeytin gibi "çok güzel " bakıyordu.Umut doluydu ..Para uzattım ablacım şurdan bir öğrenci verebilir misin ? dedim .
-Tamam abla. Dedi
Param gelmedi o minicik yüreği parama sahip çıkmak istedi abla abla ben bekliyorum dedi paranı alacaksın ve hemen benim için beklediği o parayı bana verdi..Ama ben ne göreyim onun elleri "simsiyah" tıpkı gözlerinin rengi gibi..Nasıl olur dedim bu yaşta bir çocugun elleri kalem tutacakken boya izi olur?..Cüzdanıma elimi attım para aldım ordan bende öğrenciyim dedim ama o çocugun dürüstlüğü beni çok etkilemişti parayı avucumun içine aldım uzatmak istedim ama veremedim gururun kırılacağını düşündüm.Bekledim onunla beraber inmek istedim ama okula yetişmem gerekti..O elleri hiç aklımdan gitmiyordu tabi gözleride..Hey boyacı çocuk sen! sen nerdesin hep aradım bir yerlerde o masum çocucuğu ama yok..Sonra bir gün dışarıya çıkmaya karar verdim arabayla gitmek istemedim yürüyerek gideyim dedim varacağım yere hem değişiklik olur niyetiyle..Yürürken bir ihtiyar gördüm titrek elleri kendinden yaşça küçük insanların ayakkabısını boyuyoyordu.."ak sakalları" ölüm sinyalleri verirken ahiret yolcusu amca boya yapıyordu .Dokundu bu bana çok çok dokundu ..Zoruma gidiyor dedim Allahım yaşlı amcaların genç arkadaşların ayakkabısını boyaması ..Biliyorum dedim biliyorum onlar ekmek parası kazanma derdinde çalışmayana ekmek yok ama ne bileyim işte..Elleri "siyah" ama yürekleri "ak" onların ..Hüzne boğulmuş yürekleri var boyalarında..Kirlenmiş elleri kalplerini asla siyahlaştırmamıştı.Telaş vardı yüzlerinde acı bir hissediş..Masum boyacılar hiç konuşamamıştı ama elleri anlatıyordu her şeyi..Unutamıyorum seni zeytin gözlü çocuk..Unutamıyorum "ahiret yolcusu" dede..
Cansu Demiroğlu||
Param gelmedi o minicik yüreği parama sahip çıkmak istedi abla abla ben bekliyorum dedi paranı alacaksın ve hemen benim için beklediği o parayı bana verdi..Ama ben ne göreyim onun elleri "simsiyah" tıpkı gözlerinin rengi gibi..Nasıl olur dedim bu yaşta bir çocugun elleri kalem tutacakken boya izi olur?..Cüzdanıma elimi attım para aldım ordan bende öğrenciyim dedim ama o çocugun dürüstlüğü beni çok etkilemişti parayı avucumun içine aldım uzatmak istedim ama veremedim gururun kırılacağını düşündüm.Bekledim onunla beraber inmek istedim ama okula yetişmem gerekti..O elleri hiç aklımdan gitmiyordu tabi gözleride..Hey boyacı çocuk sen! sen nerdesin hep aradım bir yerlerde o masum çocucuğu ama yok..Sonra bir gün dışarıya çıkmaya karar verdim arabayla gitmek istemedim yürüyerek gideyim dedim varacağım yere hem değişiklik olur niyetiyle..Yürürken bir ihtiyar gördüm titrek elleri kendinden yaşça küçük insanların ayakkabısını boyuyoyordu.."ak sakalları" ölüm sinyalleri verirken ahiret yolcusu amca boya yapıyordu .Dokundu bu bana çok çok dokundu ..Zoruma gidiyor dedim Allahım yaşlı amcaların genç arkadaşların ayakkabısını boyaması ..Biliyorum dedim biliyorum onlar ekmek parası kazanma derdinde çalışmayana ekmek yok ama ne bileyim işte..Elleri "siyah" ama yürekleri "ak" onların ..Hüzne boğulmuş yürekleri var boyalarında..Kirlenmiş elleri kalplerini asla siyahlaştırmamıştı.Telaş vardı yüzlerinde acı bir hissediş..Masum boyacılar hiç konuşamamıştı ama elleri anlatıyordu her şeyi..Unutamıyorum seni zeytin gözlü çocuk..Unutamıyorum "ahiret yolcusu" dede..
Cansu Demiroğlu||
2 Ekim 2014 Perşembe
SEVMEK …
..Sevmek neydi, nasıl bir şeydi sorularını sorarken kendime birden hayal haneme
başka bir alemin kapısı açıldı... Hafifçe girdim o kapıdan
Şimdi düşün karşında bir meyve var herhangi bir meyve sen ona bakıyorsun
Mesela kıpkırmızı bir elma Allah'ım o ne öyle o rengi nereden almış
O ağaçtaki asılı duruş şekli bile ne muhteşem değil mi... Bakıyorsun seni öyle büyüler ki
dayanamaz uzanır hafifçe koparırsın onu. Evet o güzellik ellerindedir kabuğundaki o kırmızılık
o renk o parlaklık bir an hemen yemek istersin ama bakması bile ayrı bir tat verir insana
düşünürsün Allah'ım bu odun olan ağaçtan bunun gibi bir meyve
Seni büyüler adeta dayanamaz bir ısırık alırsın gözlerini yumar ağzındaki tadı düşünürsün
verdiği tat muhteşemdir aman Allah'ım dersin bu güzellik ve bu tat acaba başka şeyde var mı dersin verdiği o tat ve lezzet dayanamaz bir ısırık daha alırsın... o verdiği tat ve lezzet...
Düşünürsün üçüncü bir ısırıktan aldığın tat sana uçsuz bucaksız,başka bir aleme taşır seni
Düşünürsün..Bu rengi bu güzelliği bu tadı vereni aklına gelir...
Allah'ım bu rengi bu güzelliği bu tadı veren mutlaka bundan çok çok daha güzel dersin..
Daha az önce o seni büyüleyen rengi güzelliği tadı unutursun
Artık o rengi o tadı vereni düşünürsün..anlamazsın nasıl olduğunu
Aslında hayran olduğun büyüsüne kapıldığın o renk değil o rengi ona veren...
Aldığın tat ve lezzet,aslında o tadı vereni bilmek onu düşünmektir sendeki tat ve lezzet...
Ağzındaki lezzeti unutursun artık düşüncelerindeki lezzete kapılırsın...
O anda anlarsın aslında seni büyüleyen o elma ve o elmadaki tat değil...
O elmayı yaratan Rabbın o elmaya o tadı veren o lezzeti verendir…
İşte bu elma SEVGİDİR.. sevmektir..elmadaki rengi seversin ama o elmaya
o rengi veren Cemal olan dahada büyüler seni...
Hani kaysı mecnun eden Leyla'daki güzellik miydi….
Oysa Leyla güzel değildir aslında ama kaysın gözünde o çok güzeldir...
Çünkü kaysın gözünde mana gözlüğü vardır o Leyla'sına onunla bakar onunla görür
Ona bakınca ondaki güzelliğin Leyla'dan değil mevladan olduğu için
onun güzelliğine vurulmuş mecnun olmuştur..işte o elmadaki bir ısırıktan aldığın
tat ve lezzetten aldığın tat ,o elmaya o tadı vereni düşünürken
aldığın tat daha tatlı gelir ya,
işte bu SEVMEK….Sevmeyi vereni sevmek…
Yüreğindeki o sevgiyi o sevgiyi verene çevirmek…
Leyla'dan mevlaya gitmek…
Sevgide,sevmekte bile ‘’o’’nunla bakmak,‘’o’’nu görmek ‘’O’’nun adına SEVMEK …
M/lal
başka bir alemin kapısı açıldı... Hafifçe girdim o kapıdan
Şimdi düşün karşında bir meyve var herhangi bir meyve sen ona bakıyorsun
Mesela kıpkırmızı bir elma Allah'ım o ne öyle o rengi nereden almış
O ağaçtaki asılı duruş şekli bile ne muhteşem değil mi... Bakıyorsun seni öyle büyüler ki
dayanamaz uzanır hafifçe koparırsın onu. Evet o güzellik ellerindedir kabuğundaki o kırmızılık
o renk o parlaklık bir an hemen yemek istersin ama bakması bile ayrı bir tat verir insana
düşünürsün Allah'ım bu odun olan ağaçtan bunun gibi bir meyve
Seni büyüler adeta dayanamaz bir ısırık alırsın gözlerini yumar ağzındaki tadı düşünürsün
verdiği tat muhteşemdir aman Allah'ım dersin bu güzellik ve bu tat acaba başka şeyde var mı dersin verdiği o tat ve lezzet dayanamaz bir ısırık daha alırsın... o verdiği tat ve lezzet...
Düşünürsün üçüncü bir ısırıktan aldığın tat sana uçsuz bucaksız,başka bir aleme taşır seni
Düşünürsün..Bu rengi bu güzelliği bu tadı vereni aklına gelir...
Allah'ım bu rengi bu güzelliği bu tadı veren mutlaka bundan çok çok daha güzel dersin..
Daha az önce o seni büyüleyen rengi güzelliği tadı unutursun
Artık o rengi o tadı vereni düşünürsün..anlamazsın nasıl olduğunu
Aslında hayran olduğun büyüsüne kapıldığın o renk değil o rengi ona veren...
Aldığın tat ve lezzet,aslında o tadı vereni bilmek onu düşünmektir sendeki tat ve lezzet...
Ağzındaki lezzeti unutursun artık düşüncelerindeki lezzete kapılırsın...
O anda anlarsın aslında seni büyüleyen o elma ve o elmadaki tat değil...
O elmayı yaratan Rabbın o elmaya o tadı veren o lezzeti verendir…
İşte bu elma SEVGİDİR.. sevmektir..elmadaki rengi seversin ama o elmaya
o rengi veren Cemal olan dahada büyüler seni...
Hani kaysı mecnun eden Leyla'daki güzellik miydi….
Oysa Leyla güzel değildir aslında ama kaysın gözünde o çok güzeldir...
Çünkü kaysın gözünde mana gözlüğü vardır o Leyla'sına onunla bakar onunla görür
Ona bakınca ondaki güzelliğin Leyla'dan değil mevladan olduğu için
onun güzelliğine vurulmuş mecnun olmuştur..işte o elmadaki bir ısırıktan aldığın
tat ve lezzetten aldığın tat ,o elmaya o tadı vereni düşünürken
aldığın tat daha tatlı gelir ya,
işte bu SEVMEK….Sevmeyi vereni sevmek…
Yüreğindeki o sevgiyi o sevgiyi verene çevirmek…
Leyla'dan mevlaya gitmek…
Sevgide,sevmekte bile ‘’o’’nunla bakmak,‘’o’’nu görmek ‘’O’’nun adına SEVMEK …
M/lal
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)